Beratını Aldın mı?

15 Haziran 2011, 08:12 | Yazan: tmancar | 445 Defa Okundu | Yazdır Beratını Aldın mı?
1 Oy2 Oy3 Oy4 Oy5 Oy | Verilen Oy: 5 | Ortalama: 5,00 / 5
Loading ... Loading ...

Eski zamanlarda BaÄŸdat’ta kendi halinde fakir, salih bir dokumacı yaÅŸardı. Kurban bayramının birkaç hafta öncesiydi. Åžehrin ileri gelenleri hac için hazırlık yapmaktaydılar. Onların bu tatlı telaşını gören fakir dokumacının içine bir ateÅŸtir düşüverdi. Hacca gitmek istiyordu ama ne parası vardı, ne yol azığı. Gönlünü yakıp kavuran bir sevda, bütün sermayesi buncağızdan ibaretti.

Hani bir dem gelir, kulda kendi benliğinden eser kalmaz, içinden biri seslenir ya ötelere. Geri dönmez o anda dilekler, uzaklar yakın olur, imkansız diye bir şey kalmaz ya! İşte öyle bir vakitte hacca niyetlendi dokumacı. Gecenin bir yarısı gözyaşları içinde açtı ellerini:

- Ya Rabbi, nasip et ben de geleyim, kullarının malı-mülkü var, benim senden gayrı kimsem yok. Sana sığındım, sana dayandım. Sen de beni nimetlendirip bana ihsan eyle!

Sabah olunca yol için hazırlıklarını yaptı, yenice yola çıkmış olan hac kafilesinin ardına düştü. Yaklaşıp selam verdi yolculara. Onu görünce şaşırdılar. İçlerinden bir hoca yanına gelip, perişan haline bakarak:

- Ne o komşu, sende mi hacca gidiyorsun, dedi dudak bükerek.

Sevinç içindeydi dokumacı. Bayram sabahına uyanmış çocuklar kadar mutluydu.

- İnÅŸallah hocam, dedi; Beytullah’ı tavaf etmeye, Ravza’ya yüz sürmeye gidiyorum. Rabbim nasip ederse!

Bu sözler üzerine arkadaşlarına bakıp güldü hoca. Niyeti dokumacıyla eğlenmekti:

- Komşu, Allah mübarek etsin, ama bakıyorum da ne bineğin var, ne yol azığın. Bari cebinde birkaç bin akçen var mı?

Bayramın ne olduğunu bile bilmeyen çocuklar kadar saftı dokumacı:

- Allah bana yeter, beni yedirir. Bütün alem onun elinden rızıklanmıyor mu?

Kafiledekiler gülüştüler, hoca arkadaşlarının yanına döndü.

Nihayet uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra mübarek topraklara ayak bastılar. Tavaflarını yaptılar, Arafat’ta vakfeye durdular, hac görevini bitirip, gerisin geri memleketlerine doÄŸru yola koyuldular. Hac boyunca dokumacı ve kafiledekiler birbirlerini görmemiÅŸlerdi.

Dokumacı kafileye yetiştiğinde, onu ilk hoca fark etti. Arkadaşlarını eğlendirmek maksadıyla yanına yaklaşıp;

- Komşu! dedi, haccını ifa ettin mi sen de? Bizimki aynı safiyetle cevap verdi:

- Şükürler olsun hocam, günahıma isyanıma bakmadı Rabbim, fakir kuluna da nasip etti hacı olmayı.

- Hacı oldum diyorsun ama, hüccetini aldın mı bari, berat verdiler mi sana da?

- Yoo, berat ne ola ki? Nasıl verirler?

- Amma yaptın be komÅŸu! Kim Beytullah’a yüz sürerse ona bir berat verirler. Cehennemden azat olduÄŸunun niÅŸanesidir o. Yoksa sen bunu hiç duymadın mı?

- Bak, işte bizim beratımız.

Hocanın cümlesi yarım kalmıştı. Dokumacı birden feryat ederek Mekke’ye geri koÅŸmaya baÅŸladı. Ne hüccetten haberi vardı, ne berat almıştı. KoÅŸuyor, aÄŸlıyor, inliyordu

Nihayet Mescid-i Haram’in kapısından içeri girdiÄŸinde periÅŸan haldeydi. Kabe’nin kapısına varıp yapıştı, eÅŸiÄŸe yüzünü sürüp yalvarmaya baÅŸladı:

- Ey zenginler zengini Rabbim, ey ihsan edenlerin en cömerdi, ey alemlerin sahibi, senin lütfün, senin ihsanın bütün cihanı kaplar. Kulların beratlarını almışlar, azat olmuşlar cehennemden. Ben de senin kulunum, bana berat verilmedi. Yoksa ben azat olanlardan değil miyim?

Gözlerinden sicim gibi yaÅŸlar akıyor, kâh ellerini Kabe’nin eÅŸiÄŸine vurarak çırpınıyor, kâh semaya kaldırıp dualar ediyordu. Bu halde kendinden geçti, kapının önüne yığılıp kaldı. O esnada yanına birisi geldi, elinde tuttuÄŸu ÅŸeyle dokumacıyı hafifçe dürterek, gülümseyen bir yüzle “bırak artık inlemeyi” dedi; “kaldır başını, al iÅŸte beratın, var git arkadaÅŸlarına yetiÅŸ!”

Kağıdı eline alınca dokumacı, mis gibi bir koku yayıldı. Daha önce gördüğü kağıtlar gibi değildi bu. Yazısı nur, rengi nur, kağıdı nur. Öptü, başına koydu beratını. Şükürler edip, elbisesinin içine, kalbinin üzerine yerleştirdi. Sevinçle arkadaşlarının yanına koştu.

Hoca onun geldiğini görünce, arkadaşlarını dürterek, işte, dedi, geliyor bizimki. Biraz daha alay etmek istiyordu. Dokumacının gülen yüzünü görünce sordu:

- Ne o komşu, beratını almış gibisin.

- Aldım ya, bu fakiri de geri çevirmediler.

- Görelim hele şu beratı, bakalım bizimkine benzer mi?

- Buyur hocam, ben kaybederim belki, seninkinin yanında dursun, olmaz mı?

Hoca beratı eline alınca bir çığlık atıp atından aşağı düştü. Kokladı, yüzüne gözüne sürdü, yemyeşil bir kağıdın üzerine nurdan yazıyla yazılmış, kokusu insanı kendinden geçiren beratı. Ağlıyor, ah ah, diyordu, yazık boşa geçirdiğim bu ömre, yazık bütün bildiklerime, öğrendiklerime. Keşke ben de şu komşum gibi saf ve samimi olaydım. Keşke beni de Allah ile aldatsalardı, ah!

Dokumacı olanlara anlam veremiyordu. Hem zaten bir ÅŸey düşünecek durumda da deÄŸildi. Herhalde adet böyle olsa gerektir, diye düşündü. BaÄŸdat’a vardıklarında ayrılacakları sıra beratı tekrar hocaya uzattı:

- Al bunu, sende kalsın hocam. Ben ölünce kefenimin içine koyarsın, sana vasiyetimdir.

Hoca beratı evine götürüp bir sandığa kilitledi. Her ÅŸey yine eskisi gibiydi BaÄŸdat’ta. Hoca biraz deÄŸiÅŸmiÅŸti, hepsi o kadar. Suskun bir adam olmuÅŸ, talebelerini dağıtıp ticaretle meÅŸgul olmaya baÅŸlamıştı artık.

Gel zaman git zaman, şehir dışından döndüğü bir gün, dokumacının vefatını öğrendi. Ağlayarak evine gitti, vasiyeti yerine getiremedim diye üzülüp dövünerek sandığı açıp baktı ki, berat yerinde yok. Şaşırdı, belki de bizim çocuklar vasiyeti yerine getirmişlerdir, diye düşündü. Evde kimse yoktu, merakını yenemeyip, mezarlığa gitmeye karar verdi.

Kabrin başında durup dualar etti Dokumacının siması gözünün önünden gitmiyordu. Delice merakına gem vuramayıp, mezarı açıp berat var mı yok mu diye bakmaya niyetlenince bir ses işitti:

- Mezarı açma! Biz birine berat verir de, sonra onu darda mı bırakırız? Verilen berat sahibini buldu. Bizimle aldanan aldanır mı hiç?

,

 

Yorum Yaz

Not: Yorumunuzun onaylanması gecikebilir. Lütfen tekrar yollamayın..